Resmi anlamda 1923’te Cumhuriyet rejimini ilan eden Anadolu; temellerini milli mücadele ile kurtuluş savaşı verirken atmıştı.
Emperyalizme karşı verilen mücadele neticesinde laik, sosyal bir bir hukuk devleti olan Türkiye, tüm dünyada kabul görmüş, tanınmış ve bir nevi küllerinden doğan bir yurt olmuştur.
Gel gelelim, coğrafyası gereği biraz da dinsel bağlamda hassas olan anavatan çok partili sisteme geçtiğinden bu yana çeşitli karmaşalar, kargaşalar, bunalımlar, ekonomik krizler hatta darbelere maruz kalmıştır.
Cumhuriyet; zaman içerisinde tehlike arz eden durumlarla karşı karşıya kalmış olsa da; temelleri sağlam atıldığından dolayı direnmiş, güçlü kalmış, katiyen yıkılmamıştır.
Ne yazık ki; çeyrek asırdır yönetimde olan siyasal islam zihniyeti, ilk zamanlarında olmasa da; güçlendikçe, iktidarı garantiledikçe canileşmeye başladı.
Kendi gözlemlerimle ve bana göre “İran’laşıyoruz” diye yorumlar yapar, çeşitli mecralarda yazar, sohbetler ederdim.
Lakin…
Son demlerde İran’dan ziyade; Lübnan gibi olduğumuzu hissedip, bir korku imparatorluğu kuran hükümete kızar, eleştirir oldum.
Bedelini elbette ödettiler bizzat ben de dahil muhalif olan herkese daha acısını da görecek gibiyiz.
Dönelim Lübnan İç Savaşı’na…
İsrail kurulunca; Filistin halkını etraftaki ülkelere mülteci olarak gönderilip, Arapların da gittikleri yerlerde güçlenerek (batının desteği ile) gerek var oluş mücadelesi, gerek isyanlar neticesinde, e hayli yıpranmış, yönetemeyen hükümetle karşı karşıya geldi!
Onlarca yıl iç savaşı yaşadılar. Ölümler, ilticalar, yaralanmalar, açlık, hastalık ile sonuçlandı bu süreç!
Bakın dostlar; başka ülkeler ile savaşırsan düşmanın bellidir.
Ama; iç savaşta karşı komşun hatta kardeşin bile düşmanındır. Bilemezsin!
Allah esirgesin!
Bunun içindir ki malum Türkiye’de de ciddi bir mülteci sorunu var ve hepimizin bildiği gibi jeopolitik konumumuz enfestir.
Pamuk ipliği gibi bir bölgedeyiz.
Mülteci sorunu, ekonomik sorun, bir de hassas duygularımız ile oynayan hükümetin yönetim tutumu bizi bu kaosa sürükler diye tedirgin ediyor.
Dinimiz İslamiyet, Paygamber’imiz Hz Muhammed siyaset üstüdür.
Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk siyaset üstüdür.
Laiklik bizim dinimizi, dilimizi, insani haklarımızı yaşamamız için şarttır.
Küçük çocuklara dini dayatmak doğru değildir! Zira; devletlerin dini olmaz, şahısların dini olur. O da tercih meselesidir!
Anayasanın ilk dört maddesine uymak mecburi bir vatandaşlık görevidir!
Şimdi sayın bakan laikliği savunana dava açıyormuş?
Allah aşkına şu yazdıklarımda nasıl bir hainlik çıkaracak çok merak ediyorum?
Kıymetli okurlarım; Türkiye Cumhuriyeti tarikatçılara kalmaz, laik olarak payidar kalacaktır.
Ezanlarımız yine okunacak, yine sarılacağız kardeşçe birbirimize!
İnanıyorum.
Atatürk’ümüzün de dediği gibi; “umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiç bir zaman umudumu yitirmedim”
Umudumuzu yitirmeyelim.
Güzel yarınlarda, ferahlamış olarak görüşmek ümidiyle.
Esen kalın…





